Fotoğraf: Görkem Kızılkayak, Çekül Vakfı, gorkorg@yahoo.com
 


Ana Sayfa

Proje Hakkında

Yürüyüş Güzergahları

Destekleyenler

E-Broşür

Basından

İletişim

Görüş ve Önerileriniz

Eminönü Sivil Girişimi


YEŞİL GÜZERGAH: Çemberlitaş-Kapalı Çarşı Parkuru
(Ortalama 2.5 - 3 saat)
Pazar günleri Kapalı Çarşı kapalı

Çemberlitaş'a adını veren sütun, Bizans zamanında tepesinde Büyük Constantinus'un heykelinin durduğu örme bir sütundu. Daha ilk dönemlerinden itibaren başına gelen felaketler yüzünden sürekli onarımdan geçirilmiştir. Osmanlı zamanındaki yangınlar da buna eklenince, ayakta durması için demir çemberlerle desteklenen otuz beş metre yüksekliğindeki bu sütun kalmıştır geriye.

Sütunun yanından Molla Fenari Sokak içeri doğru gider, biraz ileride Vezirhane caddesine dönüşür. Vezirhane'de, sağ tarafınızda Aslan Lokantası'nı göreceksiniz. Geleneksel Türk yemeklerini en iyi yapan esnaf lokantalarından biridir Aslan Lokantası. Lokantaya gelmeden, soldan devam ederseniz Tavukçu Pazarı sokağa gelirsiniz. Burada da ilginç bir balık lokantası var. Sokağa girdikten sonra sağ kolda 58 numarayı bulun, hiç isim falan yazmayan daracık bir kapıdan içeri girin ve umudunuzu kaybetmeden birkaç kat tırmanın. İlginç bir yerle karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz.

Yürüyüşe başlamadan evvel karnınızı doyurmak istiyorsanız, bu iki lokantadan birini seçebilirsiniz. Kapalı Çarşı'ya girmeden önce yolumuzun üstündeki birkaç binaya uğrayalım isterseniz. Mesela, Nur-u Osmaniye Camii... Bunun için Tavuk Pazarı sokaktan Nur-u Osmaniye caddesine girelim. Hemen başlarda, sağınızda Sofcu Han'ı göreceksiniz, avlusuna girip kısaca bakmakta fayda var. Eski bir bina olmakla birlikte yıkık dökük sayılmaz. Karşısında ise Yağcı Han diye bir başka han daha var. İleride ise, yine sağ tarafta şimdi Anatolian Carpets diye geçen, zamanında sebil olan başka bir dükkân göreceksiniz. Biraz daha ileride ise meşhur Nur-u Osmaniye sağ tarafınızda dikilecek. Bu caminin inşaatım 1748 'de I. Mahmut başlatmıştır. Fakat bitirmeye ömrü yetmeyince, kardeşi III. Osman döneminde, 1755'te tamamlanmıştır. Dolayısıyla caminin ismi Osman'a mal olmuştur. Simeon adlı Rum bir mimarın yaptığı tahmin edilen Nur-u Osmaniye Camii, o dönemde yaygın olan Barok tarzının oldukça farklı bir eseridir. Caminin on dört kubbesi, dörtgen olmayan iç avlusu, bahçesi ve külliyenin diğer binaları hoştur. Özellikle Padişahın atı üstünde camiye girişine yol veren rampalı Hünkâr mahfili ilginçtir.

Cami'yi, Şerefefendi sokağı tarafından terk edelim. Tam köşede 18. yüzyıldan kalma Şeref Han var. Biraz ileride ise Mahmut Paşa Camii ve Türbesi çıkacak karşınıza. Mahmut Paşa, Fatih'in ilk sadrazamlarından biriydi. Rum asıllıydı ama dine sonradan geçen birçok kişi gibi yeni dininde oldukça sofuydu. Ama buyandan da Fatih'in oğluyla Mahmut Paşa'nın karılarından biri arasında bir aşk yaşandığı dedikoduları çıkmıştı. Mahmut Paşa'nın bu karısını uzaklara gönderdiği, Fatih'in onu idam ettirmesiyle sona erdi. "Gasl" edildiği yeri Camii'nin avlusunda görebilirsiniz. Cami iç mekânının istenen büyüklüğe gelebilmesi için iki kubbeli inşa edilmiş. Bu tarz bir cami daha var İstanbul'da; Murat Paşa Camii. Başka da böyle iki kubbeli cami yok. Mahmut Paşa'nın yine bu külliyede bulunan çinili türbesinde Selçuklu havası vardır ve hoştur.

Cami'den çıkarken yine Mahmut Paşa Mahkeme sokağını seçin, Küçük Yıldız Hanı sokağına girmeden, karşınıza çıkan Kılıççılar sokağına doğru devam edin. Burası dar, sevimli bir sokaktır, iki tarafında dükkânlar sıralıdır, keyifle yürüyebilirsiniz. Az ileride, sağınızda kemerli bir kapı göreceksiniz, burası Çuhacı Han'ın girişidir. Çuhacı Han'ın içinden geçerek diğer kapıdan çıkalım, bu hanı da görmüş olalım.

Bu sefer Çuhacı Hanı sokaktayız. Artık Kapalı Çarşı'ya geldik sayılır. Çeşitli deprem ve yangınlardan sonra birçok kez onarım gören Kapalı Çarşı, içinde iki lokanta, 4399 dükkân, 2195 oda, 497 dolap, 12 hazine, bir camii, 10 mescid, bir hamam, 19 çeşme, 8 kuyu, 24 han, bir mektep ve bir de türbe barındıran 47.000 metrekarelik bir alana yayılır. Bugün bunların hepsi durmuyor tabii. Sandal ve Cevahir Bedestenleri, Kapalı Çarşının tamamlanan ilk binalarıdır. Cevahir Bedesteni'nin dört kapısından birinin üstündeki Bizans Kartalı kabartması, bu binanın Bizans zamanında yapıldığını düşündürür ama Osmanlı döneminde inşaatına başlanmış olması ve inşaatı sırasında civarda bulunan Bizans'tan kalma bir taşın orada kullanılmış olması akla daha yakındır. Kapalı bir bina olduğu, geceleri de kapıları kilitlendiği için daha ziyade değerli eşya ticaretiyle uğraşanlar burayı tercih etmişlerdir. Ama akla gelebilecek her şeyin alınıp satıldığı bir yerdi Kapalı Çarşı. Sokakları loncalara göre bölüşülmüştü, bugün hâlâ sokak adlarında bu bölüşüm dikkat çekiyor.

Şimdi önemli olan içeriye nereden gireceğinize karar vermeniz. O kadar çok kapı var ki, kaybolmak işten değil. Ama biz sizi, bunca kapıya rağmen, pek insanın bilmediği bir kapıdan sokalım içeri. Çuhacı Han sokağını aşağı doğru yürüyüp Mahmut Paşa Kapısı'na geliyoruz. Çok dolaşmadan girmeyi tercih ederseniz Mahmut Paşa Kapı'sından da girebilirsiniz. Ama az bilinen girişi görmek istiyorsanız, Mahmut Paşa Kapısı'ndan hemen önce, sağ tarafta Kalcılar Han var. Girelim içeri. Buranın da hoş bir avlusu var. Girip bakarsanız derli toplu, sevimli bir yer olduğunu teslim edersiniz.

Hanın içinde, ama avluya girmeden hemen solda, Sıra Odalar diye daracık bir sokak var, oraya girip sonuna kadar yürüyün, tekrar sola dönünce kendinizi Kapalı Çarşı'nın içinde Kuyumcu Kâmil Öztoprak sokakta bulacaksınız. Sandal Bedesteni tam karşınıza düşer, ama orayı sonraya bırakalım. Çarşıya girdiğiniz kapıdan sağa dönüp ilerlediğinizde, şimdi Boybeyi diye geçen minik bir kuyumcu dükkânı göreceksiniz. Burası diğer dükkânlar gibi değil, yolun ortasına müstakil dikilmiş küçük, iki katlı bir kulübe havasında. Bilin ki, eskiden bu küçücük yer bir muhallebici dükkânıydı, üst katında, nasıl sığılıyorsa, oturulup muhallebi yenirdi. Bunu gözünüzün önüne getirmeye çalışın, mesela, küçük dükkâna bakarken. Kuyumcu olduktan itibaren pek bir hoşluğu kalmamış.

Muhallebicinin solundan Halıcılar caddesine doğru gidelim şimdi de. Caddenin solunda Cevahir Bedesteni var. Oraya girmeden önce cadde üstündeki mekânlara değinelim. Burada Fes Cafe, Caffe Moak ve Ethem Tezçakar kahvesi var. Hepsi de tercihinize göre oturup bir şeyler yiyebileceğiniz ya da içebileceğiniz sevimli mekânlar. Daha yorulmadıysamz, bedesteni geçince de Şark Kahvesi ya da Havuzlu Restaurant'ı göreceğiz, onları bekleyebilirsiniz. Burada, "Deli Kızın Yeri" diye bir dükkân da var. Zamanında Amerikan elçiliğinden emekli olduktan sonra Türkiye ve Kapalı Çarşı'dan kopamayan Amerikalı bir çiftin dükkânı burası.

Cevahir Bedesteni'ne girip, Kapalı Çarşı'nın bu en eski mahallini de gördükten sonra, sağ tarafımızdaki Zenneciler Sokak'tan çıkalım. Şimdi karşımıza çıkan Şark Kahvesi de oturulabilecek bir yerdir. Kahveyi geçip Fesçiler sokaktan devam edin. Kuyumcu sokağı gördüğünüzde sağa girin. Burada, girişindeki "heybetli" havuzdan ötürü adı Havuzlu Restaurant'a çıkmış bir lokanta var. Burada da oturabilirsiniz, aman havuza dikkat!

İç bedesten, yani Cevahir Bedesten'i eskiden silahların satıldığı bir mekândı. 35 - 40 sene öncesine kadar korudu bu halini. Silahların yanında mücevherat ve kıymetli eşya da vardı. Heykeller, ok, yay, kılıç, kama gibi bir sürü değerli eşyanın sergilendiği bir müzeyi andırıyordu o yıllarda. Bu mallan alıp satan tüccarlar da meşgul oldukları mallar hakkında bilgili, tecrübeli insanlardı. Zamanla bu mallar azalıp yerlerini daha alelade mallar aldı. Bugün artık o otuz beş-kırk yıl önceki görüntüsü yok bedestenin. Yine de Çarşı'nın diğer bölgelerine göre daha sakin, daha ciddi bir kısım olmaya devam ediyor. Bağınp çağırarak, müşteriyi kolundan tutup çekerek dükkâna sokan satıcı tipi yok mesela bu alanda. Yaptığı işi ciddiye alan, sattığı malı tanıyan, sadece satmak değil, hakkında müşteriye bilgi vermek isteyen insanlar ikamet ediyorlar eski bedestende. Bu açıdan da en çok Amerikalı turistlerden tatmin oldukları anlaşılıyor. Ne meslekten olursa olsun, Amerikalı turistin almak istediği eşyanın tarihiyle ilgili bilgilenmek istediği, alıp ülkesine döndükten sonra da gerek mektupla, gerek elektronik postayla teşekkürler gönderdiğini anlatıyor buradaki antikacılar. Türklerin ise bu konudaki ilgisizliğinden yakınıyorlar.

Biraz dinlendiyseniz, yürüyüşümüze yine Şark Kahvesi'nden başlayalım. Yağlıkçılar sokağını takip ediyoruz. Solunuzda Çakır Ağa Camii'ni göreceksiniz. Çarşı içinde kalan bu caminin küçük bir minaresi bile var. Ezan saatinde cami imamı üç-dört basamak tırmanarak ulaştığı minarenin tepesinden mikrofon yardımıyla namaza çağınyor esnafı. Biraz daha ileride, yine sol kolda, Cebeci Han çıkıyor karşımıza. Dümdüz devam edersek bu yol bizi Örücüler Kapısı'na kadar götürür ama henüz çıkmak niyetinde değilsek, Cebeci Han'ın karşısındaki sokaktan dümdüz ilerleyelim. Bu yolun sonunda, yani Acıçeşme sokakla birleştiği yerde belki de çarşının en hoş mekânlarından biri, Zincirli Han var. Burası her bakımdan çok iyi korunmuş. Zemindeki taşlar, üst kattaki dükkânlar, hatta aradaki merdivenler, hepsi geçmişte nasılsa bugün de öyle. Avluya girmeden hemen önce solunuzdaki merdivenlerden yukarı çıkarsanız göreceksiniz ki avluyu çevreleyen dükkânların koca koca levhalarla reklam yapmaya ihtiyaçları olmamış hiç. Bütün dükkânlar birbirine benziyor, kendi sağlam kapılarını içeri yaptırmışlar ama bütün bu kapıların önünde yeşil orijinal kapılar hâlâ durduğu için görüntü hiç bozulmamış. Dükkânların camlarından içeriyi gördüğünüzde, içerisiyle dışarısı ise tarihte kalmış gibi sanki. Aynen korunmuş. O yeşil kapıların ardında lüks mücevherciler olduğu anlaşılmıyor katiyen.

Buradan sonra yine sağdan devam edersek Kapalı Çarşı'ya girdiğimiz noktaya geri dönmüş oluyoruz. Büsbütün geri dönmeyelim de, Kuyumcular caddesinden geçip Sandal Bedesteni'ne gidelim, yine en eski yapılardan olan bu bedesteni de görmemiş olmayalım. Eskiden burada mezat yapılırdı, artık yapılmıyor. Osmanlı zamanında Mezat başlamadan evvel tüccarlar bekçilerin kapıları açmasıyla birlikte içeri doluşur, herkes kendi dükkânının önündeki yerini aldıktan sonra bir üst kıdemdeki duacı denen bölükbaşının önderliğinde Padişah için dua edilirdi. Arkasından, "tavcılık yapılmayacak, mal kapatılmayacak, kefilsiz mal alınıp satılmayacak" diye yemin edilip mezata geçilirdi.

Bedestenden çıkıp Kalpakçılarbaşı caddesine çıkıyoruz ve sağa dönüp caddeyi boylu boyunca yürüyoruz. Solunuzda Kürkçüler Çarşısı'nı göreceksiniz. 1945 yangınından sonra "ihya edilen" çeşme de yine bu yol üzerinde karşınıza çıkacak. Bu cadde aslında Çarşı'nın en sevimsiz, ya da özelliksiz parkuru, geniş bir caddeyi andırıyor, içinden araba geçse şaşırmazsınız. Caddenin sonu Beyazıt kapısına denk düşüyor. Beyazıt kapısından çıkıp son olarak belki bir de Sahaflar Çarşısı'na uğrayabilirsiniz.

Yorulmadıysanız,

Bölgedeki *Lezzet Noktaları'ndan birini deneyebilir, Mercan ve Uzunçarşı'dan Halic'e doğru uzanıp Bizans'tan günümüze kadar gelen bu alışveriş caddelerini keşfedebilirsiniz.

[Geri dön] [Başa dön]