YEŞİL GÜZERGAH: Çemberlitaş-Kapalı Çarşı Parkuru
(Ortalama
2.5 - 3 saat)
Pazar günleri Kapalı Çarşı kapalı
Çemberlitaş'a adını veren sütun, Bizans zamanında tepesinde
Büyük Constantinus'un heykelinin durduğu örme bir sütundu. Daha
ilk dönemlerinden itibaren başına gelen felaketler yüzünden sürekli
onarımdan geçirilmiştir. Osmanlı zamanındaki yangınlar da buna
eklenince, ayakta durması için demir çemberlerle desteklenen
otuz beş metre yüksekliğindeki bu sütun kalmıştır geriye.
Sütunun yanından Molla Fenari Sokak içeri doğru gider, biraz
ileride Vezirhane caddesine dönüşür. Vezirhane'de, sağ tarafınızda
Aslan Lokantası'nı göreceksiniz. Geleneksel Türk yemeklerini
en iyi yapan esnaf lokantalarından biridir Aslan Lokantası. Lokantaya
gelmeden, soldan devam ederseniz Tavukçu Pazarı sokağa gelirsiniz.
Burada da ilginç bir balık lokantası var. Sokağa girdikten sonra
sağ kolda 58 numarayı bulun, hiç isim falan yazmayan daracık
bir kapıdan içeri girin ve umudunuzu kaybetmeden birkaç kat tırmanın.
İlginç bir yerle karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz.
Yürüyüşe başlamadan evvel karnınızı doyurmak istiyorsanız,
bu iki lokantadan birini seçebilirsiniz. Kapalı Çarşı'ya girmeden
önce yolumuzun üstündeki birkaç binaya uğrayalım isterseniz.
Mesela, Nur-u Osmaniye Camii... Bunun için Tavuk Pazarı sokaktan
Nur-u Osmaniye caddesine girelim. Hemen başlarda, sağınızda Sofcu
Han'ı göreceksiniz, avlusuna girip kısaca bakmakta fayda var.
Eski bir bina olmakla birlikte yıkık dökük sayılmaz. Karşısında
ise Yağcı Han diye bir başka han daha var. İleride ise, yine
sağ tarafta şimdi Anatolian Carpets diye geçen, zamanında sebil
olan başka bir dükkân göreceksiniz. Biraz daha ileride ise meşhur
Nur-u Osmaniye sağ tarafınızda dikilecek. Bu caminin inşaatım
1748 'de I. Mahmut başlatmıştır. Fakat bitirmeye ömrü yetmeyince,
kardeşi III. Osman döneminde, 1755'te tamamlanmıştır. Dolayısıyla
caminin ismi Osman'a mal olmuştur. Simeon adlı Rum bir mimarın
yaptığı tahmin edilen Nur-u Osmaniye Camii, o dönemde yaygın
olan Barok tarzının oldukça farklı bir eseridir. Caminin on dört
kubbesi, dörtgen olmayan iç avlusu, bahçesi ve külliyenin diğer
binaları hoştur. Özellikle Padişahın atı üstünde camiye girişine
yol veren rampalı Hünkâr mahfili ilginçtir.
Cami'yi, Şerefefendi sokağı tarafından terk
edelim. Tam köşede 18. yüzyıldan kalma Şeref Han var. Biraz
ileride ise Mahmut Paşa Camii ve Türbesi çıkacak karşınıza.
Mahmut Paşa, Fatih'in ilk sadrazamlarından biriydi. Rum asıllıydı
ama dine sonradan geçen birçok kişi gibi yeni dininde oldukça
sofuydu. Ama buyandan da Fatih'in oğluyla Mahmut Paşa'nın karılarından
biri arasında bir aşk yaşandığı dedikoduları çıkmıştı. Mahmut
Paşa'nın bu karısını uzaklara gönderdiği, Fatih'in onu idam
ettirmesiyle sona erdi. "Gasl" edildiği
yeri Camii'nin avlusunda görebilirsiniz. Cami iç mekânının istenen
büyüklüğe gelebilmesi için iki kubbeli inşa edilmiş. Bu tarz
bir cami daha var İstanbul'da; Murat Paşa Camii. Başka da böyle
iki kubbeli cami yok. Mahmut Paşa'nın yine bu külliyede bulunan
çinili türbesinde Selçuklu havası vardır ve hoştur.
Cami'den çıkarken yine Mahmut Paşa Mahkeme sokağını seçin,
Küçük Yıldız Hanı sokağına girmeden, karşınıza çıkan Kılıççılar
sokağına doğru devam edin. Burası dar, sevimli bir sokaktır,
iki tarafında dükkânlar sıralıdır, keyifle yürüyebilirsiniz.
Az ileride, sağınızda kemerli bir kapı göreceksiniz, burası Çuhacı
Han'ın girişidir. Çuhacı Han'ın içinden geçerek diğer kapıdan
çıkalım, bu hanı da görmüş olalım.
Bu sefer Çuhacı Hanı sokaktayız. Artık Kapalı Çarşı'ya geldik
sayılır. Çeşitli deprem ve yangınlardan sonra birçok kez onarım
gören Kapalı Çarşı, içinde iki lokanta, 4399 dükkân, 2195 oda,
497 dolap, 12 hazine, bir camii, 10 mescid, bir hamam, 19 çeşme,
8 kuyu, 24 han, bir mektep ve bir de türbe barındıran 47.000
metrekarelik bir alana yayılır. Bugün bunların hepsi durmuyor
tabii. Sandal ve Cevahir Bedestenleri, Kapalı Çarşının tamamlanan
ilk binalarıdır. Cevahir Bedesteni'nin dört kapısından birinin
üstündeki Bizans Kartalı kabartması, bu binanın Bizans zamanında
yapıldığını düşündürür ama Osmanlı döneminde inşaatına başlanmış
olması ve inşaatı sırasında civarda bulunan Bizans'tan kalma
bir taşın orada kullanılmış olması akla daha yakındır. Kapalı
bir bina olduğu, geceleri de kapıları kilitlendiği için daha
ziyade değerli eşya ticaretiyle uğraşanlar burayı tercih etmişlerdir.
Ama akla gelebilecek her şeyin alınıp satıldığı bir yerdi Kapalı
Çarşı. Sokakları loncalara göre bölüşülmüştü, bugün hâlâ sokak
adlarında bu bölüşüm dikkat çekiyor.
Şimdi önemli olan içeriye nereden gireceğinize karar vermeniz.
O kadar çok kapı var ki, kaybolmak işten değil. Ama biz sizi,
bunca kapıya rağmen, pek insanın bilmediği bir kapıdan sokalım
içeri. Çuhacı Han sokağını aşağı doğru yürüyüp Mahmut Paşa Kapısı'na
geliyoruz. Çok dolaşmadan girmeyi tercih ederseniz Mahmut Paşa
Kapı'sından da girebilirsiniz. Ama az bilinen girişi görmek istiyorsanız,
Mahmut Paşa Kapısı'ndan hemen önce, sağ tarafta Kalcılar Han
var. Girelim içeri. Buranın da hoş bir avlusu var. Girip bakarsanız
derli toplu, sevimli bir yer olduğunu teslim edersiniz.
Hanın içinde, ama avluya girmeden hemen solda, Sıra Odalar
diye daracık bir sokak var, oraya girip sonuna kadar yürüyün,
tekrar sola dönünce kendinizi Kapalı Çarşı'nın içinde Kuyumcu
Kâmil Öztoprak sokakta bulacaksınız. Sandal Bedesteni tam karşınıza
düşer, ama orayı sonraya bırakalım. Çarşıya girdiğiniz kapıdan
sağa dönüp ilerlediğinizde, şimdi Boybeyi diye geçen minik bir
kuyumcu dükkânı göreceksiniz. Burası diğer dükkânlar gibi değil,
yolun ortasına müstakil dikilmiş küçük, iki katlı bir kulübe
havasında. Bilin ki, eskiden bu küçücük yer bir muhallebici dükkânıydı,
üst katında, nasıl sığılıyorsa, oturulup muhallebi yenirdi. Bunu
gözünüzün önüne getirmeye çalışın, mesela, küçük dükkâna bakarken.
Kuyumcu olduktan itibaren pek bir hoşluğu kalmamış.
Muhallebicinin solundan Halıcılar caddesine
doğru gidelim şimdi de. Caddenin solunda Cevahir Bedesteni
var. Oraya girmeden önce cadde üstündeki mekânlara değinelim.
Burada Fes Cafe, Caffe Moak ve Ethem Tezçakar kahvesi var.
Hepsi de tercihinize göre oturup bir şeyler yiyebileceğiniz
ya da içebileceğiniz sevimli mekânlar. Daha yorulmadıysamz,
bedesteni geçince de Şark Kahvesi ya da Havuzlu Restaurant'ı
göreceğiz, onları bekleyebilirsiniz. Burada, "Deli
Kızın Yeri" diye bir dükkân da var. Zamanında Amerikan elçiliğinden
emekli olduktan sonra Türkiye ve Kapalı Çarşı'dan kopamayan Amerikalı
bir çiftin dükkânı burası.
Cevahir Bedesteni'ne girip, Kapalı Çarşı'nın
bu en eski mahallini de gördükten sonra, sağ tarafımızdaki
Zenneciler Sokak'tan çıkalım. Şimdi karşımıza çıkan Şark Kahvesi
de oturulabilecek bir yerdir. Kahveyi geçip Fesçiler sokaktan
devam edin. Kuyumcu sokağı gördüğünüzde sağa girin. Burada,
girişindeki "heybetli" havuzdan
ötürü adı Havuzlu Restaurant'a çıkmış bir lokanta var. Burada
da oturabilirsiniz, aman havuza dikkat!
İç bedesten, yani Cevahir Bedesten'i eskiden silahların satıldığı
bir mekândı. 35 - 40 sene öncesine kadar korudu bu halini. Silahların
yanında mücevherat ve kıymetli eşya da vardı. Heykeller, ok,
yay, kılıç, kama gibi bir sürü değerli eşyanın sergilendiği bir
müzeyi andırıyordu o yıllarda. Bu mallan alıp satan tüccarlar
da meşgul oldukları mallar hakkında bilgili, tecrübeli insanlardı.
Zamanla bu mallar azalıp yerlerini daha alelade mallar aldı.
Bugün artık o otuz beş-kırk yıl önceki görüntüsü yok bedestenin.
Yine de Çarşı'nın diğer bölgelerine göre daha sakin, daha ciddi
bir kısım olmaya devam ediyor. Bağınp çağırarak, müşteriyi kolundan
tutup çekerek dükkâna
sokan satıcı tipi yok mesela bu alanda. Yaptığı işi ciddiye alan,
sattığı malı tanıyan, sadece satmak değil, hakkında müşteriye
bilgi vermek isteyen insanlar ikamet ediyorlar eski bedestende.
Bu açıdan da en çok Amerikalı turistlerden tatmin oldukları anlaşılıyor.
Ne meslekten olursa olsun, Amerikalı turistin almak istediği
eşyanın tarihiyle ilgili bilgilenmek istediği, alıp ülkesine
döndükten sonra da gerek mektupla, gerek elektronik postayla
teşekkürler gönderdiğini anlatıyor buradaki antikacılar. Türklerin
ise bu konudaki ilgisizliğinden yakınıyorlar.
Biraz dinlendiyseniz, yürüyüşümüze yine Şark Kahvesi'nden başlayalım.
Yağlıkçılar sokağını takip ediyoruz. Solunuzda Çakır Ağa Camii'ni
göreceksiniz. Çarşı içinde kalan bu caminin küçük bir minaresi
bile var. Ezan saatinde cami imamı üç-dört basamak tırmanarak
ulaştığı minarenin tepesinden mikrofon yardımıyla namaza çağınyor
esnafı. Biraz daha ileride, yine sol kolda, Cebeci Han çıkıyor
karşımıza. Dümdüz devam edersek bu yol bizi Örücüler Kapısı'na
kadar götürür ama henüz çıkmak niyetinde değilsek, Cebeci Han'ın
karşısındaki sokaktan dümdüz ilerleyelim. Bu yolun sonunda, yani
Acıçeşme sokakla birleştiği yerde belki de çarşının en hoş mekânlarından
biri, Zincirli Han var. Burası her bakımdan çok iyi korunmuş.
Zemindeki taşlar, üst kattaki dükkânlar, hatta aradaki merdivenler,
hepsi geçmişte nasılsa bugün de öyle. Avluya girmeden hemen önce
solunuzdaki merdivenlerden yukarı çıkarsanız göreceksiniz ki
avluyu çevreleyen dükkânların koca koca levhalarla reklam yapmaya
ihtiyaçları olmamış hiç. Bütün dükkânlar birbirine benziyor,
kendi sağlam kapılarını içeri yaptırmışlar ama bütün bu kapıların
önünde yeşil orijinal kapılar hâlâ durduğu için görüntü hiç bozulmamış.
Dükkânların camlarından içeriyi gördüğünüzde, içerisiyle dışarısı
ise tarihte kalmış gibi sanki. Aynen korunmuş. O yeşil kapıların
ardında lüks mücevherciler olduğu anlaşılmıyor katiyen.
Buradan
sonra yine sağdan devam edersek Kapalı Çarşı'ya girdiğimiz noktaya
geri dönmüş oluyoruz. Büsbütün geri dönmeyelim de, Kuyumcular
caddesinden geçip Sandal Bedesteni'ne gidelim, yine en eski yapılardan
olan bu bedesteni de görmemiş olmayalım. Eskiden burada mezat
yapılırdı, artık yapılmıyor. Osmanlı zamanında Mezat başlamadan
evvel tüccarlar bekçilerin kapıları açmasıyla birlikte içeri
doluşur, herkes kendi dükkânının önündeki yerini aldıktan sonra
bir üst kıdemdeki duacı denen bölükbaşının önderliğinde Padişah
için dua edilirdi. Arkasından, "tavcılık yapılmayacak, mal
kapatılmayacak, kefilsiz mal alınıp satılmayacak" diye yemin
edilip mezata geçilirdi.
Bedestenden çıkıp Kalpakçılarbaşı caddesine
çıkıyoruz ve sağa dönüp caddeyi boylu boyunca yürüyoruz. Solunuzda
Kürkçüler Çarşısı'nı göreceksiniz. 1945 yangınından sonra "ihya edilen" çeşme
de yine bu yol üzerinde karşınıza çıkacak. Bu cadde aslında Çarşı'nın
en sevimsiz, ya da özelliksiz parkuru, geniş bir caddeyi andırıyor,
içinden araba geçse şaşırmazsınız. Caddenin sonu Beyazıt kapısına
denk düşüyor. Beyazıt kapısından çıkıp son olarak belki bir de
Sahaflar Çarşısı'na uğrayabilirsiniz.
Yorulmadıysanız,
Bölgedeki *Lezzet Noktaları'ndan birini deneyebilir, Mercan
ve Uzunçarşı'dan Halic'e doğru uzanıp Bizans'tan günümüze kadar
gelen bu alışveriş caddelerini keşfedebilirsiniz.
[Geri
dön] [Başa dön] |