KIRMIZI GÜZERGAH: Divanyolu Parkuru
(Ortalama
1.5 - 3 saat)
Bizim bugün "Divanyolu" adıyla
andığımız cadde, Roma imparatoru Büyük Konstantin'in Doğu
Roma olmak üzere inşaa ettiği bu kentin ana caddesinin, yani
Mese'nin başlangıç kısmıydı. Bu ana cadde üzerinde, Çemberlitaş,
Beyazıt ve Aksaray'da, aslında bugün de olduğu gibi meydanlar
vardı. Aksaray'da bu ana cadde bir çatal yapar, güney çatalı
Yedikule'ye, kuzeydeki de Edirnekapı'ya uzanırdı.
Osmanlılar Beyazıt-Sultanahmet arasındaki
caddeyi korudular ve Saray'da toplanan Divan-ı Hümayun'a
giden (ya da oradan dönen) vezirler, askerler ve başka
görevliler buradan geçtiği için "Divanyolu" dediler. Yeniçeriler de buradan
geçtiği için şimdi Çemberlitaş-Beyazıt arasındaki bölüme
onların adı verildi. İki imparatorluğun "ana caddesi" olan
bu güzergâhta, ikisinin de çeşitli kalıntıları var. Bugün
bu yolu isterseniz on beş dakikada yürürsünüz, isterseniz
salınarak, sağa sola girip çıkarak, iki saati tamamlarsınız.
Biz bu yürüyüşe Sultanahmet'te, caddenin
başındaki "Milion" taşından
başlayalım. Bu taşın adı enflasyondan ötürü "Milion"a
çıkmadı; uzunluk ölçüsü "mil"den geliyor. Kent
dünyanın merkezi, bu nokta da merkezin merkeziydi. Şimdi
burada gördüğümüz sütun, dört ayaklı bir kaide üstünde yükselen
ve üzeri de bir kubbeyle örtülü olan ilk anıtın küçücük bir
parçasıdır.
Aynı sırada yer alan, 68 sonrasında,
Batı'da Hippie'istan ile Doğu'da Nepal ve Katmandu arasında
uzanan "esrarengiz" yolun
belli başlı duraklarından "Pudding Snop" hâlâ duruyor.
Milion'un önünden, sağ taraftaki kaldırım boyunca yürüyüşe
geçtik. Az sonra, sağımızda, şimdi Türk Edebiyatı Vakfı olan
ama edebiyattan çok halıyla iştigal ettiği izlenimini veren,
Cevrî Kalfa Sibyan Mektebi 'ni görüyoruz. IlI.Selim'i öldüren
zorbalar, sonradan II. Mahmud olacak şehzadenin dairesine
öldürmek üzere saldırınca onu sarayın damına kaçıran, saldırganları
oyalamak için de mangaldaki külü gözlerine savuran yürekli
kadın. Eline geçeni hayrata yatırmış.
Karşı sırada bina yok. Orası zaten başka
bir yürüyüşün güzergâhı. Ama bir bahçe içinde duran Firuz
Ağa Camii'ne bir göz atalım. Ta II. Bayezid zamanından,
yani kentin en eski camilerinden biri. Zaten tek kubbesi,
duvardan destek alır. Minaresi nedense sağda değil, soldadır.
Yaptıran Hazinedarbaşı Firuz Ağa'nın türbesi de bahçededir.
Yolun Cevrî Kalfa Okulu tarafında kalarak devam eder ve
İncili Çavuş sokağına saparsak Kaygusuz Tekkesi'ne geliriz.
Şimdiki haliyle "Tekke" olduğunu
anlamak kolay değil. Kaygusuz Baba bir Kadiri Şeyhi olsa
gerek.
Gene aynı sırada sağda, bir de hamam
var. Nedense Park hamamı deniyor. Kızlarağası Medresesi'nden
ise pek bir şey kalmamış. Geliyoruz Cağaloğlu'nun köşesine.
Şimdi sağımızda "Türbe".
Yaptıran, II. Mahmud, tarzı gene "ampir"dir. İçinde
Mahmud'un yanı sıra oğlu Abdülaziz ile torunu Abdülhamid'de
yatmaktadır. Hazirede ise Şeyh Bedreddin'den Sait Halim Paşa'ya
kadar birçok ünlü kişinin mezarı vardır. Saltanat sonrası
ölen Osmanlılar da, saltanatın sona ermesinde bir miktar
payı olan Ziya Gökalp de buradadır. Cadde üstündeki sebili
de ilginçtir.
Karşı sırada Köprülü Kütüphanesi var. Bunu, az ileride,
bütün Köprülü Külliyesi ile birlikte anlatalım. Ama buraya
kadar gelmişken o kaldırıma geçip Piyer Loti'den aşağıya
biraz yürüyelim. Eski Konservatuvar şimdi Eminönü Belediyesi
oldu ve yeni, ama eski tarza uygun yapılmış bir bina da eklendi.
Bu arada orada olduğu bilinen Theodosios Sarnıcı da ortaya
çıkarıldı. Belediye binasından girip bu güzel, orta boyda,
5. yüzyıldan kalma sarnıcı görebilirsiniz.
Türbe'den devam ettiğimizde, sokağı geçtikten
sonraki blokta, en başta şimdi Basın Müzesi olan bina var.
Bunu Safvet Paşa, Darülfünun (Üniversite) olsun diye yaptırmış.
Mimarının Fossati olması muhtemel. İstanbul'da "Üniversite" olsun
diye birçok bina inşaatına başlanmış, ama bitmeden bina başka
devlet dairesinin elinde kalmıştır.
Çemberlitaş Hamamı burada II. Selim'in
hasekisi ve III. Murad'ın annesi Venedik asıllı Nurbanu
Sultan yaptırdığı için (16. yüzyıl sonu) "Valide Hamamı"da deniyor. "Çifte
hamam"dı bu. Ama uzun süredir başka amaçlar için kullanılıyor.
Şu sıralar gene lokanta olan binayı Sinan'ın yaptığını biliyoruz.
Karşı
sırada Köprülü Külliyesi'nin başka binaları: cami, medrese,
türbe. Ham da arkamızda kalıyor. Girişi Vezir Hanı caddesinde.
Köprülü Mehmed Paşa son devşirmelerden biridir. Arnavut asıllıydı.
Hâlâ çocuk olan oğlu IV. Mehmed ile birlikte, devletin geçirdiği
depremleri bir türlü durduramayan Turhan Sultan, artık iyice
yaşlanmış ve pek fazla da tanınmayan bu veziri 1656'da sadrazamlığa
getirdi. Bu sert paşayla birlikte, artık yaylan gıcırdayan
devleti bir süre daha ayakta tuttu. Ama ahali herhalde Köprülü
Mehmed Paşa'nın sertliğinden pek hoşnut değildi ki şimdi
önümüzde duran açık türbesine bakarak, "Paşa, mezarına
rahmet yağsın da gazabını dindirsin diye tepesini açık tutmuş" tarzında
yorumlar yaptılar.
Cadde
üstünde dershane ve mescit olarak yaptırılmış küçük bina
var. Sekizgen planlıdır. Minaresi yoktur. Avlunun öteki tarafında
şimdiye dokuz odası kalan medreseyi görürüz. Oğlu Fazıl Ahmed
Paşa'da Köprülü'nün türbesinde gömülüdür.
Peykhane sokağına bakan cephede ise yanyana
üç dükkân sıralıdır. Kütüphane'nin bağımsız binası önünden
geçmiştik. Bu, çok erken bir Kütüphane. Babasının vasiyeti
üstüne Ahmed Paşa'nın yaptırdığı söylenir. Bizde konut
dışına çıkıp "kamusal" karakter
edinen Kitaplıklar 18. yüzyılda başlar. Halen çalışıyor.
Külliye'nin görmediğimiz binası da demin değindiğimiz iş
hanı. Bu kocaman bina pek başarılı olmayan bir onarım gördü.
Anlayan bir gözle yeniden ele alınsa iyi olacak.
Çemberlitaş Meydam'na geldik. Milion'dan
sonraki ilk meydan. Konstantin Forumu'ydu burası ve sütunun
üstünde de kenti kurmaktan başka Hıristiyanlığı serbest
bırakan imparatorun "lir
çalan Apollo" kılığında bir heykeli vardı. Heykel yok
olalı çok oluyor da, 18. yüzyıldaki bir semt yangınından
sonra sütunun ayakta kalabilmesi için demir çemberler takıldı.
Şimdi karşımızda Atik Ali Paşa Camii'nin arka tarafını
görüyoruz. Kapısı öbür tarafta. Gene bir II. Bayezid dönemi
devlet adamı, gene fetih öncesi özellikler gösteren bir cami.
Burada ana mekân kare biçimindedir. Dışından payandalarla
desteklenmiş pencereli kasnak üstünde kubbe yükselir. Mihrap
kısmında bir çıkıntı vardır ve bir yarım kubbeyle örtülüdür.
İlk haliyle Fatih Camii'nin de bu plana göre yapılmış olduğunu
biliyoruz, (tabiî çok daha büyüktü) Külliye binalarından
pek bir şey kalmamış ama medresesi, caddenin karşı tarafında
duruyor. Yol genişletilirken o da biraz tıraşlanmış. On iki
odası ve ortada kare planlı bir dershanesi var. Bir süreden
beri Kültür Vakfı'nın elinde.
Gene bu kaldırımı izliyoruz. Az sonra bir bahçe (hazire)
içinde Koca Sinan Paşa Külliyesi'nin önündeyiz. Enderun'dan
yetişme, Arnavut asıllı Sinan Paşa Yemen ve Tunus fatihi
olarak tanınır. Burada, on altı kenarlı olan türbesinden
başka, küçük bir medrese ve ilginç bir sebil görüyoruz. Mimarının
Davut Ağa olduğu biliniyor. Mezar taşlan da incelemeye değer.
Aradaki dar sokaktan sonra Çorlulu Ali Paşa Külliyesi'ne
geliyoruz. Bu bizi daha yakına, 18. yüzyıla getiriyor. Burada
da, pek ilginç olmayan bir cami, özellikle de hoş bir nargile
kahvesi olduğu için çok daha ilginç bir dershane ve çoğu
halıcı dükkânı haline gelmiş medrese odaları. Burayı belki
gezi sonuna saklayıp son yorgunluk kahvesini burada içmeli.
Karşı sırada yine bir Külliye ve yaptıran da, gene Köprülü
ailesinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Bu ailenin bütün
üyeleri Osmanlı'yı ayakta tutmaya çalışmıştı. Niyeti aynı
olan damatları Mustafa Paşa ise, İkinci Viyana Kuşatması'nda
uğradığı bozgunla Karlofça'ya giden yolu açmış ve ötekilerin
bütün çabalarını boşa çıkarmıştır. Bu külliyenin dershane-mesciti
de sekizgen biçiminde ve minaresiz. Cadde üstünde olan dükkânları
genişleme sırasında yıkılmış. Medrese sağlam artık. On odası
var ve ortadaki avluyu üç yanından kuşatıyor. Köşesinde beş
cepheli güzel bir sebili de var. Bu küçük alana bir de sibyan
mektebi sığdırılmış. Yanındaki su deposunu da unutmayalım.
Külliye'nin yanindan denize doğru açılan Gedik Paşa caddesine
girerseniz, az sonra solunuzda Fatih'in son sadrazamı (Rum
asıllı) Gedik Ahmed Paşa'nın önce camiini, sonra da daha
ilginç bir yapı olan hamamım göreceksiniz. Paralel Bali Paşa
sokağında ise 1914'te Amerikalıların yaptığı, şimdi Ermenilere
verdiği Protestan Kilisesi'ni bulabilirsiniz.
Buralarda Gedikpaşa çarşısı canlı ve renkli. O arada Azak
Apartmanları bu yakanın erken Batılı apartman örneği olarak
ilginç. Eski Azak tiyatrosu da Güllü Agop'un tiyatrosunun
yerinde yapılmıştı. Şimdi o da yok.
Orada veya burada Keçecizade Fuad Paşa'nm
ironik esprisini hatırlayarak hüzünlenin: Divanyolu, bazı
binalar yıkılarak veya geri çekilerek doğru dürüst bir
cadde haline getirildiğinde, "iyi
oldu" diye onu kutlayanlara, "Bu kaldırımları bize
atılan taşlarla yaptık" demişti.
Yorulmadıysanız ,
Sahaflar Çarşısı'nda kitap karıştırabilir, Kapalıçarşı'da
küçük bir tur atabilir veya Çemberlitaş Hamamı'nın göbektaşına
kendinizi bırakabilirsiniz.
[Geri dön] [Başa dön]
|